Podcast: Yasaksız Meydan 40-Basında bir yıl daha böyle geçti: Engellemeler, soruşturmalar, davalar

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği tarafından tarihinde yayınlandı

 

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ve Kısa Dalga işbirliğinde hazırlanan Yasaksız Meydan’da bu hafta gazeteci Sibel Yükler barışçıl toplantı ve gösterilerde gazetecilerin karşılaştığı engellemeleri anlatıyor.

Çekim yapmak, alana girmek engelleniyor

Sibel Yükler yaygın olarak karşılaştıkları uygulamaları şöyle ifade ediyor:
“Son senelerde, yani özellikle OHAL’den sonra, haber takip etmenin çok zor olduğunu söyleyebilirim. Neden zorlanıyoruz? Bir defa zaten toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları engelleniyor. Bizler de bunları çeken gazeteciler olarak bu engelden payımızı alıyoruz. Fakat bu engellense de bizim orada çekim yapma hakkımız var. Ama 2016’dan itibaren, yani OHAL’den itibaren basına yönelik baskıların bir parçası da haber yapmayı engellemek oldu.
Nasıl oluyor bu engel? Çekim yapmanıza izin vermiyorlar, alana girmenize izin vermiyorlar, ekipmanlarınıza izin vermiyorlar.

Polis şiddeti görüyoruz

ZD: Tam da buradan aslında şunu da sorabiliriz, gazetecilere açılan davalar da olduğunu biliyoruz. Bu süreç nasıl seyrediyor? Genel olarak suç isnatları neler oluyor, nasıl sonuçlanıyor? Tekrar eden bir olgudan bahsetmek mümkün mü?

SY: Şimdi gazetecilerin en sıklıkla karşılaştığı dava pratiği terör yargılamalarından oluyor. Bu gazeteciler gerek haklarında bir soruşturma başlatıldıysa ev baskınıyla gözaltına alınıyorlar ve bu soruşturma neticesinde dava açılıyor. Ya da yaptıkları haberler, attıkları tweetler nedeniyle yine tazminat davalarından ya da terör suçlamalarından dava açılıyor. Ya da gözaltına alındıkları eylemde haklarında soruşturma başlatılıyor ve dava açılıyor. Şimdi bu davaların büyük bir çoğunluğu terör davaları. MLSA’nın hazırladığı bir yıllık rapora göre 299 yıl hapis cezası verilmiş bu sene basın ve ifade özgürlüğü davalarında. Ve bunların en yüksek cezası ve en fazla açılan davalar, gazetecilere yönelik davalar ve cezalar. Mesela 62 dava görülmüş, 142 gazeteci yargılanmış bir sene içerisinde. Bunların da en yükseği dediğim gibi yaptığınız haberden, attığınız tweetten, çalıştığınız kurumdan ya da haber takibi yaptığınız yerden ve eylemden hakkınızda açılan örgüt propagandası ya da örgüt üyeliği suçlaması. Onun dışında cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisine hakaret bizim TMK 6/2 dediğimiz terörle mücadelede görev yapmış kişileri hedef gösterme davaları var devamında da. Bunlardan şöyle bir örnek vereyim: Örneğin bir polis ya da bir cumhuriyet başsavcısı hakkınızda şikayetçi olmuştur ve dava açılmıştır. Haberini yapmışsınızdır siz bunun. Atıyorum usulsüzlük olabilir, atıyorum bir eleştiri olabilir. Ya da çok basit; o savcının sistematik olarak aynı şekilde hazırladığı iddianamelerle ilgili bir haber yapmışsınızdır. Ya da bir soruşturmayı geç haberleştirmesi ile ilgili haber yapmışsınızdır. Buna 6/2 yani terörle mücadelede görev yapmış kişileri hedef göstermeden dava açılıyor. Dediğim gibi yani bir senelik tablosuna baktığımız zaman durum bundan ibaret.

ZD: Eylemlerden de dava açılan oluyor mu yani?

SY: Tabii tabii.

ZD: Peki gazetecilerin polisler hakkında açtıkları davaların olduğunu biliyoruz. Bu alanda yaygın olan bir pratikten bahsetmek mümkün mü? Süreç nasıl seyrediyor, nasıl sonuçlanıyor?

SY: Şöyle eylemlerden hakkında dava açılan oluyor mu sorunuzla da birleştirerek bunu cevaplayayım. Evet, kanunda 2911 toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçlamasıyla açılan davalar bunlar. Bunlar da barışçıl gösteri ve eylemlere açılan davalar aslında ifade özgürlüğü kapsamında. Burada çok fazla yargılanan gazeteci var. Bu gazeteciler genellikle eylem yapanlarla… Örneğin insan hakları savunucuları olabilir, öğretmenler olabilir, öğrenciler olabilir, doktorlar ya da avukatlar olabilir. Buradaki kişilerle birlikte yargılanıyorlar. Bir de burada genellikle bu davalarda şununla karşılaşıyoruz. Hakkınızda şikayetçi olanlardan yani bu davanın müştekisi olanlar arasında polisler oluyor. Polisler size dava açmış oluyor. Peki gazeteciler kendilerine yönelen bu şiddetle -atıyorum haksız gözaltı atıyorum polis şiddeti, polis işkencesi- bunların karşısında ne yapıyorlar? Öncelikle suç duyurusunda bulunuyorlar. Bu suç duyurusu eğer işleme alınırsa dava açılıyor. Bunların örneğini çok az görüyoruz. Beyza Kural eski bianet muhabiri. Beyza Kural’ın böyle bir açtığı dava vardı. 2015 senesinde yanlış hatırlamıyorsam YÖK protestolarını takip ederken neyse ki kamerasının kayıtta olması sebebiyle şiddet uygulayan basın kartını zorla almaya çalışan polis hakkında şikayetçi oldu. Dava AYM’ye kadar taşındı, bir daha açıldı. Bu kişileri nihayetinde bir ay önce bir ceza verildi ama şöyle söyleyeyim polislere 10 ay taksitle ceza verildi. Anlatabiliyor muyum yani? Ama mesela gazeteci bilmem kaç yılla yargılanabilir o davanın sonucunda eğer polis şikayetçiyse. Peki diğer şikayetler ne oluyor, dava açılmadığında ne oluyor? Bu sefer de şöyle bir şey oluyor. Örneğin Hanifi Zengin, İstanbul Güvenlik Şube Amiri. Hakkında yanlış hatırlamıyorsam MLSA’nın yaptığı suç duyurusu, işte DİSK Basın-İş ve TGS’nin yaptığı suç durusu ve kadın ve LGBTİ+ hareketinin yaptığı suç duyurusu gibi birkaç tane suç duyurusu var. Bu suç duyuruları da önce valilik tarafından şu şekilde takipsizlikle sonuçlandı: Buradaki polislerin yüzü belli olmuyor, tespit edilemiyor. Hanifi Zengin de örneğin -minvalinde söylüyorum kararı- Hanifi Zengin de burada bir amir olarak yapması gerekeni yerine getirmiştir. Bu nedenle de hakkında bir disiplin soruşturmasına ya da bir dava açılmasına gerek yoktur. Takipsizlik bu minvalde söyleyeyim bu minvalde açıklayayım. Fakat şöyle bir şey oldu: önce MLSA’nın yaptığı başvuru idare mahkemesince haklı bulundu. Ardından da yanlış hatırlamıyorsam TGS ve DİSK Basın-İş’in başvurusu İdare Mahkemesi tarafından haklı bulundu ve işleme konuldu. Bakalım ne olacak. Ama genelde böyle sonuçlandığını söyleyebilirim. Yani bu polisler tespit edilemiyor. Şimdi atıyorum bir gazeteci şiddet gördü, polis şiddeti gördü elemde; şikayetçi olacak. Emniyetten şöyle bir cevap geliyor: “Kimlerin yaptığı tespit edilemiyor.” Ayrıca bu eylemler işte 2911 sayılı kanuna göre dağılın uyarısına rağmen dağılmayarak kanunun ihlal edildiği eylemlerdir. Bu nedenle de buraya müdahale haklıdır denilerek sonuçlanıyor.

ZD: Peki aslında bu cezasızlık sarmalının neden olan dinamiği de konuşalım belki biraz.

SY: Bu cezasızlık sarmalına neden olan dinamiği şöyle özetleyebilirim. Bir defa teşvik edilen bir şiddet var. Dediğim gibi aslında örüntüleri şuradan okuyabiliriz. İşte 2011 senesi, 2013 senesi 2011 seçimleri ve 2013 gezi protestolarından sonra basında yapılan tasfiyeler dönüşümler ve 2016 OHAL ile birlikte basının tamamen kıskaca alınması ile birlikte hakikaten basın üzerinde çok ciddi bir baskı oluşmaya başladı. Aynı zamanda 2016 OHAL bize polis devletinin kapılarını açtı. Polis devletinin kapılarının açıldığı demek şu oluyor: Herkesin bir mesleği vardır. Herkesin bir işi vardır. Örneğin siz ameliyat sırası gelen doktora ameliyata girmeyeceksin, ameliyat yapman engellenir diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Gazetecinin işi de haber takibi yapmaktır, haber yapmaktır. Ama siz alana çıktığınız zaman siz pekala engellenebiliyorsunuz ya da şiddet görebiliyorsunuz. Bu cezasızlık sarmalının nedenlerinden bir tanesi bir defa ciddi ciddi polis devleti ve polis hukuksuzluğunun ortasında olmamız. İkincisi bu başvuruların asla işleme alınmaması, haklarında bir dava açılamaması. Dava açıldığı takdirde ya beraat etmeleri ya da çok ucuz cezalarla ödüllendirilir gibi cezalar almaları. Bütün bunlar bizim elimizi kolumuzu bağlayan şeyler. Onun dışında gazeteciyi bu kadar yargılamak, gazetecilerin hakkında bu kadar dava açmak. Örneğin Diyarbakır’da 16 Haziran’da tutuklanan gazetecilere 6 aydır iddianame hazırlanmamak da gazetecilerin bu ülkede nasıl bir şiddetle, nasıl bir hukuksuzlukla ve bununla birlikte nasıl bir cezasızlıkla karşı karşıya kaldığını bize gösteriyor.

ZD: Peki tüm bu süreçlerle birlikte senin de bir gözaltı sürecin var bildiğim kadarıyla. Bu süreçten biraz bahsedebilir misin?

SY: Benim aslında iki tane vardı. Hatta cezasızlığa şöyle örnek verebilirim: 2017 senesinde Ankara’da beş gazeteci olarak gözaltına alındık ev baskınıyla. 2017 Ekim ayıydı. 2017 Ekim ayından beri o dosya ne takipsizlik aldı ne hakkında dava açıldı ve dava açılmadığı için ne beraat ne ceza gibi bir sonuçla karşı karşıya kaldık. Hatta ben oradaki ekipmanlarımı ancak beş senenin sonunda alabildim, o gün el konulan ekipmanlarımı. Bir de bu sene temmuz ayında Ankara’da, Diyarbakır’da tutuklanan 16 gazeteci için gazeteciler olarak eylem yapacaktık. Fakat polis bizim eylem yapmamıza izin vermedi. Orada Disk Basın-İş, TGS gibi meslek örgütleri ve Ankara’daki birçok gazeteci olarak onların tutukluluğuna dikkat çekecektik, izin vermediler. Ve hakikaten hani hiçbir şey yokken ortada bir anda tartaklanmaya ve şiddet görmeye başladık ve üç gazeteci ciddi polis şiddeti görerek gözaltına alındık. Bu gazetecilerden bir tanesi de aylar sonra 29 Ekim’de Ankara’da 11 gazeteci ile yapılan 9’unun tutuklandığı soruşturmada tutuklandı: Deniz Nazlı. Yıldız Tar ve ben ondan sonra gittik Deniz’in de avukat vekaleti ile birlikte bir suç duyurusunda bulunduk. O gün gördüğümüz şiddete dair polis şiddetine dair. Hatta bizim orada haziran ayında İçişleri Bakanlığının bütün 81 ilin emniyet müdürlüklerine gönderdiği bir genelge ile müdafi savunma hakkımızda engellendi ve bizim beyanlarımız müdafilerimiz olmadan alındı. Neyse ki bu genelgeye itiraz edildi ve bu genelge çekildi. Şimdi bu suç duyurumuz neticesinde ne olduğunu ne karar verilecek bilmiyoruz ama bizim de böyle bir suç duyurumuz var.

ZD: Peki, çok teşekkür ederim bize katıldığınız için.

SY: Ben teşekkür ederim, çok sağ olun.

ZD: Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ve Kısa Dalga işbirliği ile Yasaksız Meydan farklı konu ve konuklarla iki haftada bir Cuma günü sizlerle olmaya devam edecek. Şimdilik hoşça kalın.